Pınar için Türkiye ayakta!

İstanbul Sözleşmesi bu tip şiddet olaylarından kadını ve aile bireylerini korumayı, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti kovuşturmak ve önlemeyi, şiddet mağduruna ve faile yönelik de destek politikaları oluşturulmasını amaçlamaktadır.

22 Temmuz 2020 Çarşamba, 18:01

Türkiye de kadın dernekleri, vakıf ve kuruluşları ayakta…

Muğla’da vahşi bir cinayete kurban giden 27 yaşındaki üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in cenazesi Adli Tıp Kurumu’da otopsinin ardından dün akşam saatlerinde yakınlarına teslim edildi. Genç kız toprağa verilmek üzere memleketi Bitlis’in Hizan ilçesine gönderildi.

Öte yandan acılı baba Sıddık Gültekin ve aile Pınar ın vahşice öldürülüş biçimine isyan etti ve kızlarını teşhis edemediklerini belirtti. Baba Gültekin, Pınar’ın artık Türkiye nin kızı olduğunu söyledi.

Pınar Gültekin’in ardından tekrar gündeme gelen İstanbul Sözleşmesi nedir? İstanbul Sözleşmesi kadınları nasıl koruyor?

Kadına karşı şiddeti ortadan kaldırma iddiası ile düzenlenen ve halihazırda Türkiye dahil 46 devlet tarafından imzalanmış olan İstanbul Sözleşmesi nedir?

‘‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’’ 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılmakta olup 8 Mart 2012’de Resmi Gazete’de yayımlandığı için de iç hukukun bir parçası haline gelmiştir.

Kadına karşı şiddetin, kadınlarla erkekler arasında evvelden gelen eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğu ve bu eşit olmayan güç ilişkilerinin, erkeklerin kadınlara üstünlüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların tam anlamıyla ilerlemelerinin engellenmesine yol açtığı kaçınılmaz bir gerçek olduğundan İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddetin yapısal özelliğinin toplumsal cinsiyete dayandığını ve kadına karşı şiddetin kadınların erkeklere nazaran daha ast bir konuma zorlandıkları en önemli sosyal mekanizmalardan biri olduğunu ifade ederek “toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel almakla birlikte toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir. “Toplumsal Cinsiyet” ise, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak tanımlanabilir.

İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki suçlar nelerdir?

İstanbul Sözleşmesi’nde kadına karşı gerçekleştirilen belirli eylemlere yönelik taraf devletlerin cezai ya da hukuki yaptırım uygulanması zorunlu kılınmış olup şiddet olarak nitelendirilen eylemler şu şekilde sayılmıştır:

Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik),
Taciz amaçlı takip,
Tecavüz dahil cinsel şiddet,
Cinsel taciz, Zorla evlendirme,
Kadınların sünnet edilmesi,
Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

İstanbul Sözleşmesi bu tip şiddet olaylarından kadını ve aile bireylerini korumayı, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti kovuşturmak ve önlemeyi, şiddet mağduruna ve faile yönelik de destek politikaları oluşturulmasını amaçlamaktadır.

İstanbul Sözleşmesi kadınları nasıl koruyor ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için hangi hükümleri içeriyor?

İstanbul Sözleşmesi’ne taraf devletlere; Önleyici müdahale ve tedavi programları oluşturma, Özel sektör ve medyanın aktif olarak katılımını sağlama, Eşgüdümlü, toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar geliştirmesi, Şiddet eylemleri hakkında istatistiki ve düzenli verinin toplanması, Sığınakların kurulması, Acil yardım hatlarının açılması, Çocuk tanıklar için koruma, Bedensel zarar görenlere tazminat verilmesi ve Namus, din, gelenek, görenek, kültür adına yapılan savunmaların kadına yönelik şiddetin gerekçesi olarak kabul edilmeyeceğine ilişkin aktif uygulama zorunluluğu getirmektedir.

Sözleşmenin taraf devletlerce etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere, Avrupa Konseyi bünyesinde, 10 ila 15 uzmanın yer aldığı “Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu” (GREVIO) adı altında bir denetim mekanizması oluşturulmuştur. GREVIO Türkiye için ilk değerlendirme raporunu 2019 yılında yayımlamış olup Türkiye’nin şidet mağduru kadınları koruyamadığı bir hayli yol kat etmesi gerektiğini söylemektedir. Belirtmek gerekir ki Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu araştırmasına göre Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği sıralamasında 144 ülke arasında 131. sıradadır.

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü Av. Nazan Moroğlu, GREVIO raporunda belirtilen olumlu adımların 2007-2020 yıllarını kapsayan ve şiddetle mücadele amacıyla birbirini izleyen üç Ulusal Eylem Planı hazırlanması olduğu ve bu planlarda kadınlara yönelik şiddetin bir tür ayrımcılık olduğuna değinilmesi olduğunu belirtmektedri. Diğer taraftan rapordaki eksikliklerin ise, Türkiye’deki genel politikalarda kadın erkek eşitliğinin esas alınmadığı, kadının anne ve bakım sağlayıcı geleneksel rollerinin ön planda tutularak toplumsal rollerin kalıplaşmış ayrımcı ön yargıları ile mücadelede engel teşkil ettiği ve devletin mağdurları koruyamayıp mükerrer mağduriyetlere vesile olduğudur.

İstanbul Sözleşmesi’ne neden karşı çıkılıyor?

Tüm açıklananlara rağmen Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını istemeyen bir takım kitleler bulunmaktadır. Kadınları bütüncül bir düzenleme ile şiddete ve aile içi şiddete karşı korumayı ilke edinmiş İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkılmasının nedeni, toplumsal rollerin eşitlenmesinin Türk aile yapısını bozduğu iddialarından ileri gelmektedir, zira İstanbul Sözleşmesi’nin zorunlu hale getirdiği toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması halinde kadının sırf kadın olmasından kaynaklanarak maruz kaldığı aile içi ve aile dışı hayatındaki şiddet eylemleri dayanaksız kalacaktır. Bu konuda yapılan resmi açıklamalardan biri;

‘‘Kadına şiddet” olgusu üzerinden erkekleri şeytanlaştırma ve “Cinsel eşitlik” adı altında melez cinsiyet örneklerinin şimdiden yaygınlık kazanmaya başlamış olması, üstelik cinsiyette melezleştirme çabalarının kanuni korumaya alınması, ileriki zamanlarda telafisi mümkün olmayan toplumsal kırılmaları beraberinde getireceği muhakkaktır.’’

Aynı doğrultudaki diğer açıklamalar ise, ‘‘cinsel yönelim kavramının uygulanması ile kadın ve erkek cinsiyetleri dışında ‘farklı’ cinsiyetleri çağrıştıran ve meşrulaştıran bir kurum’’ olduğu yönündedir.

2012 yılında İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da şiddetin kapsamına dair yapılan tanımlamalar ise, İstanbul Sözleşmesine karşı çıkan kitlelerin bir diğer savıdır. 6284 sayılı Kanun’a göre kadınların şiddet görme ihtimalini hissettiren her şey fiziksel şiddet ile eşdeğer tutulmaktadır. İtirazlar ise, kadının şiddet görmese de şiddet gördüğünü söyleyip olayı adli vakaya dönüştürebileceği yönündedir.

Fakat unutulmamalı ve dikkat edilmelidir ki İstanbul Sözleşmesi, aile kurumunun bekasını hiçe saymamakta, bilakis cinsiyet eşitliği de sağlayarak daha sağlıklı ve farkında nesillerin yetişmesi için çocukların önce aile içinde rol model aldığı anne-babaları arasındaki her türlü aile içi şiddetin sonlandırılmasını ve aile dışında ise kadınların maruz kaldığı her türlü şiddetin sonlandırılmasını amaçlamaktadır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz