Antalya’da Gazetecilerden Sansüre Karşı Ortak Çağrı! “Artık Yeter, Nefes Alamıyoruz!”
Basın meslek örgütlerinin öncülüğünde, gazetecilere yönelik artan baskılara ve sansüre karşı 10 ilde eş zamanlı yürüyüş düzenlendi. Antalya’da gazeteciler, siyasiler, sivil toplum temsilcileri ve yurttaşlardan oluşan yaklaşık 700 kişilik kitle, “Özgür basın susturulamaz” ve “Habere özgürlük” sloganlarıyla Attalos Meydanı’ndan Cumhuriyet Meydanı’na yürüyerek sansüre meydan okudu.
Basın meslek örgütlerinin çağrısıyla; medyaya yönelik müdahaleleri, sansür iklimini ve gazeteciler üzerindeki artan baskıları protesto etmek amacıyla 10 ayrı ilde aynı anda yürüyüşler düzenlendi. Bu eylemlerin Antalya ayağında; basın emekçileri, siyasi isimler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yerel yöneticiler ve yurttaşlardan oluşan yaklaşık 700 kişilik bir grup Attalos Meydanı’nda bir araya geldi. Buradan Cumhuriyet Meydanı’na doğru harekete geçen kortej, yürüyüş boyunca “habere özgürlük”, “sansüre hayır” ve “özgür basın susturulamaz” sloganlarını haykırdı. Çevrede bulunan yurttaşlar da alkış tutarak bu haklı tepkiye desteklerini gösterdi.
Yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği dayanışma yürüyüşünde siyaset, sivil toplum ve basın dünyasından pek çok isim bir araya geldi. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Akdeniz Şube Başkanı Ceren Deniz ,Akdeniz Gerçek Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Songül Başkaya, Antalya Basın Cemiyeti (ABC) Başkanı Ali Cem Çon, Antalya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) Genel Sekreteri Rasim Gündüz, Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Erdoğan Kahya ile bu derneklerin yönetim kurulu üyeleri yer aldı. Yürüyüşe ayrıca; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş Sendikası, KESK Haber-Sen, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ve Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) temsilci ve üyelerinin yanı sıra çok sayıda basın mensubu ve vatandaş katıldı.
Eyleme; YENİ Parti milletvekilleri Mustafa Erdem, Aliye Coşar ve Cavit Arı, önceki dönem Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak ile Yeni Parti Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya yer aldı.
Siyasi partilerin il ve ilçe örgütlerinden; YENİ Parti Antalya İl Başkanı Gökhan Ölmez, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Antalya İl Başkanı Enes Keskin, Sol Parti Antalya İl Başkanı Aysel Aydın, YENİ Parti Konyaaltı İlçe Başkanı Demet Gündüz, YENİ Parti Muratpaşa İlçe Başkanı Can Okan Kıran, Yeni Parti Döşemealtı İlçe Başkanı Veli Çot ve CHP Muratpaşa Gençlik Kolları Başkanı İrem Önsay kortejde yürüdü. İYİ Parti, TKP, DEM Parti, EMEP ve Sol Parti temsilcileri de eyleme katılarak destek verdi.
Hukuk, sivil toplum ve sendika temsilcilerinden; Antalya Barosu Başkanı Ali Çağdaş Bozaner, Halkevleri MYK Üyesi Kutay Meriç, Eğitim İş Şube Başkanı Sadık Acar, Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk ve Emek ve Demokrasi Platformu temsilcileri alanda hazır bulundu.
Ceren Deniz: “Artık Yeter! Nefes Alamıyoruz!”
Ceren Deniz, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çekerek açıklamasına şu ifadelerle başladı:
“ARTIK YETER! NEFES ALAMIYORUZ!
Türkiye’de Gazetecilik, İktidarların, Siyasilerin Ya Da Sermayenin Değil Halkın Yanında Olmaktır!
Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz!
Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez.
Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez.”
“Gazetecilik Halktan Yanadır”
Gazeteciliğin temel görevinin toplumu ilgilendiren gelişmeleri görünür kılmak olduğunu belirten Deniz, emekçilerin hak mücadelelerinden kadınlara yönelik şiddete, gençlerin sorunlarından yoksulluğa kadar birçok konunun kamuoyuna aktarılmasının mesleğin kamusal sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Deniz, gazeteciliğin siyasi iktidarların ve sermaye çevrelerinin çıkarlarına hizmet etmemesi gerektiğini vurgulayarak açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil.
Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal ‘ilkeleri’ elbet bir gün yok olacaktır.”
Gazeteciler Neden Hedef Alınıyor?
Gazetecilerin haberleri ve mesleki faaliyetleri nedeniyle çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını belirten Deniz, özellikle iktidarı eleştiren soruların sorulması, kamu kaynaklarının kullanımının araştırılması ve yolsuzluk iddialarının haberleştirilmesinin gazetecileri hedef haline getirebildiğini savundu.
Deniz, gazetecilerin gözaltı, tutuklama, ev hapsi ve ekonomik baskılarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor.
Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin.”
“Susturulan Sizin Hakkınızdır”
Basına yönelik sansür, otosansür, kapatma ve tutuklama uygulamalarının yalnızca gazetecileri ilgilendirmediğini belirten Deniz, bu uygulamaların toplumun haber alma hakkını da doğrudan etkilediğini ifade etti.
Vatandaşların gerçeklere ulaşmasının ve gelişmeler hakkında bilgi edinmesinin demokratik katılım açısından önem taşıdığını vurgulayan Deniz, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma haklarına vurulan bir darbedir. ‘Gazetecilik suç değildir’ diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır. İşçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin özetle bu toplumun yani sizlerin gerçekleri öğrenmeniz, gelişmelerden haberdar olmanız istenmiyor. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz!”
Medya Kuruluşlarına Kayyım Ve Erişim Engeli Tepkisi
Ceren Deniz, açıklamasında son iki yılda medya kuruluşlarına yönelik uygulamaları da gündeme getirdi. Deniz, Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV hakkında kayyım uygulamalarının hayata geçirildiğini belirterek bu kanallardaki iktidara yönelik eleştirel yayınların durdurulduğunu ileri sürdü.
Haber sitelerine ve gazetecilerin sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine de dikkat çeken Deniz, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Son 2 yılda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyum atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur. JINNEWS, Mezopotamya Haber Ajansı, KAOS GL haber sitesi erişime engellenmiş ve bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur. Bunun yanı sıra Evrensel, Kısa Dalga, SolHaber, Yeni Yaşam Gazetesi, Bianet gibi önemli haber sitelerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, birçok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır. Onlarca gazeteci ile MLSA ve İFÖD gibi derneklerin hesaplarına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca kamu reklamlarından muaf tutulan, yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve TV yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örneklerdir.”
Gazetecilere Dayanışma Çağrısı
Deniz, demokrasi, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün toplumun temel unsurları arasında yer aldığını belirterek tüm yurttaşları gazetecilerle dayanışmaya davet etti. Sansüre karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, baskılar karşısında sessiz kalınmasının ve mesleki dayanışmadan uzak durulmasının gazeteciliğin geleceğine zarar verdiğini ifade etti.
Deniz, açıklamasında dayanışmanın yalnızca aynı görüşü paylaşan gazeteciler arasında sınırlı kalmaması gerektiğinin altını çizdi:
“Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya, gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin!
Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız.
Kürt gazeteciler susturulurken, muhalif gazeteciler tutuklanırken, bağımsız medya kuruluşları hedef alınırken, kamu yayıncılığı iktidar yayıncılığına dönüştürülürken susanlar; meslektaşlarının uğradığı baskıyı görmezden gelenler, gazeteciliğin ortak geleceğine zarar vermektedir.
Gazetecilik, yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir. Gazetecilik, kendisiyle aynı düşünmeyen gazetecinin de haber yapma hakkını savunabilmektir. Oto sansürü normalleştirip, sansüre uğrayanın kimliğine, diline, siyasi görüşüne ya da çalıştığı kuruma bakarak dayanışmayı seçmek, mesleki dayanışmayı dar çıkarların sınırlarına hapsetmektir. Bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalmak, sıranın bir gün kendisine geleceğini unutmak demektir.”
“Özgür Basın Yoksa Özgür Toplum Yoktur!”
Basın meslek örgütleri ve gazeteciler adına yapılan açıklamada, mesleğin özgürce sürdürülebilmesi için baskıların sona erdirilmesi gerektiği vurgulandı. Deniz, gazetecilerin yalnız bırakılmaması gerektiğini belirterek basın özgürlüğünün toplumun tamamını ilgilendirdiğini ifade etti.
Deniz, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek talebimiz özgürce mesleğimizi yapmaktır. Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz.
Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz.
Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur!
-Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın
-Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin
-Medyada Kayyım uygulamalarına son verin
-Hukuksuz erişim uygulamaları sonlandırın
-Kamu reklam ve ilanlarının adil ve eşit dağıtın
-Anayasamız ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin”
Antalya Barosu Başkanı Bozaner: “Anayasamıza Göre Basın Hürdür, Sansür Edilemez”
Halkın gerçekleri öğrenme hakkı uğruna bedel ödeyen basın mensuplarına destek verdiklerini belirten Antalya Barosu Başkanı Ali Çağdaş Bozaner ise, “Antalya Barosu olarak, adaletin ve gerçeğin peşinden koşarak halkın gerçekleri öğrenme hakkı için bedel ödemeyi göze alan basın emekçilerinin sesine ses olmak, dayanışmamızı göstermek ve onlara selamlarımızı iletmek için buradayız. Bir gazeteci ya da basın emekçisi, yaptığı veya yapacağı haber öncesinde ‘Yarın büroma, yarın evime birileri gelip kapımı çalabilir mi?’ diye düşünüyorsa, burada basın özgürlüğünden ve gazetecilerin serbestçe hareket edebildiğinden söz etmek mümkün değildir. Anayasamızın 28. maddesine göre basın hürdür, sansür edilemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde de gazetecilerin ve basının, kamusal makamların müdahalesi olmaksızın haber yapabilme özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hiç kimse, gazeteciliğin simge isimlerinden Uğur Mumcu’nun veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, gazetecilerden ve yurttaşlardan mezar taşı gibi suskunluk timsali olmalarını beklemesin; bunu dayatmasın ve buna sebebiyet vermeye çalışmasın. Çünkü böyle bir şey hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Basın hürdür, susturulamaz” dedi.
Haber; Buse Yeşil
akdeniz gerçek
yslbuse@gmail.com
FOTOĞRAF: Buse Yeşil
KAYNAK: Buse Yeşil
FOTOĞRAF: İlayda Nur Can
KAYNAK: İlayda Nur Can
