BM SİYONİZMİ GÜNDEMİNE ALIR MI?

BM SİYONİZMİ GÜNDEMİNE ALIR MI?

Sosyal medya Salı Pazarı gibi. Ne ararsan var. Malların değil ama fikirlerin , önerilerin ortalığa dökülüp saçıldığı bir pazar. Seç seç al. Fikirleri, önerileri beğenen de çıkıyor beğenmeyen de.

Geçenlerde “Siyonizm Irkçılıktır.BM Kararı Yeniden Oylansın” başlığı ile yayınlanan bir paylaşım dikkatimi çekti. Paylaşım şöyle:

“Siyonizm; bir halkın, bir milletin diğerlerinden üstün olduğuna dayanan bir ideolojidir. Bu anlayış; başkalarını değersiz gören, onları yok sayan ve yayılmacılığı meşrulaştıran bir üstünlük doktrinidir. Üstünlük iddiasına dayanan her ideoloji gibi Siyonizm de çağdışıdır. Irkçıdır ve dünya barışını tehdit eder. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,10 Kasım 1975’te kabul ettiği 3379 sayılı kararla Siyonizmi “ırkçılık ve ırk ayrımcılığının bir biçimi” olarak tanımlamıştır. Ancak bu karar, uluslararası baskılar sonucunda 16 Aralık 1991’de iptal edilmiştir. Bugün yaşananlar, o kararın neden doğru olduğunu yeniden göstermektedir Siyonist ideoloji; kendisini “tarihi misyon” ve “üstünlük” söylemiyle meşrulaştırarak başka halkları aşağı gören bir zihniyet üretmektedir. Bu anlayış, insanlık onuruna ve uluslararası hukuka aykırıdır. ırkçılık nasıl insanlık suçuysa, ırk üstünlüğüne dayanan ideolojiler de aynı şekilde insanlık karşıtıdır. Dünya barışı için bu gerçek, yeniden kabul edilmelidir. TALEBİMİZ AÇIKTIR:BM Genel Kurulu 1975 tarihli 3379 sayılı kararın ruhunu yeniden gündeme almalıdır. İPTAL EDİLEN BM KARAR YENİDEN OYLANSIN.SİYONİZM, IRKÇILIK OLARAK TANINSIN.”

Paylaşım beni yıllar öncesine götürdü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Kasım 1975 tarihinde 3379 sayılı kararı ile “Siyonizmin bir ırkçılık ve ırksal ayrımcılık biçimi olduğunu” belirlediği tarihlerde Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğinde görevli idim. O günleri çok iyi anımsıyorum.

O yıllar Arap ülkelerinin Birleşmiş Milletlerde güçlü olduğu yıllardı. Arap dünyası ekonomik ve siyasi nüfuzlarının zirvesindeydi. Başta Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Libya petrol zengini Arap ülkeleri BM içinde etkili idi .Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3379 sayılı kararı kabulünden bir yıl önce de, kabul ettiği bir kararla “Filistin Sorunu” nu tanımış ve Filistin Kurtuluş Örgütünü (FKÖ) uluslararası diplomasiye katılmaya davet etmişti. Bir başka kararla da Filistin siyasi lideri Yaser Arafat’ın “Zeytin Dalı Konuşması” nın ardından FKÖ’yü Genel Kurulun üye olmayan gözlemcisi olarak belirlemişti.

Siyonizm ile ilgili karar tasarısı ise BM Genel Kurul gündemine geldiğinde yer yerinden oynamıştı. Pek çok ülke ne tür oy vereceğini bilmez haldeydi. İsrail’in yanı sıra başta Amerika, batılı ülkeler tasarıya büyük tepki gösteriyorlardı. ABD Daimi Delegesi Moynihan çok sert biçimde eleştirmişti. BM sistemini eleştiren sözler sarf etmişti. BM’nin bütçesinin önemli bir bölümünün ABD tarafından karşılandığını hatırlatmıştı. ABD Başkanı Trump’ın kimi konuşmaları bana Moynihan’ı anımsatıyor. ..Soğuk savaş yıllarında Araplara sempatik görünmeye çalışan Doğu Bloku ülkeleri ile Asya ülkeleri ve ırkçılık ve ırk ayrımından çok çekmiş Afrika ülkeleri ise ırk ayrımcılığına da atıfta bulunan tasarıya olumlu yaklaşıyorlardı.

Karar tasarısı, 72 lehte, 35 aleyhte ve 32 çekimser oyla kabul edilmişti. Türkiye de lehte oy veren ülkeler arasındaydı.

İsrail uzun yıllar kararın yürürlükten kaldırılması için çaba harcadı. Neticede karar, 16 Aralık 1991’de kabul edilen 46/86 sayılı Karar ile 111 lehte, 25 aleyhte, 13 çekimser oyla yürürlükten kaldırıldı. Türkiye de çekimser oy verdi.

1991’in dünyası 1975 lerin dünyasından çok farklıydı. Köprünün altından çok sular akmış, dünya dengeleri değişmişti. Doğu Bloku dağılmış, Arap ülkeleri eski güç ve etkilerini kaybetmişlerdi İsrail’in en büyük rakiplerinden Irak büyük darbe yemişti.75’te karara oy veren devletlerin çoğu tutumlarını gözden geçirmeye başlamışlardı. . Irk ayrımcılığı sona yaklaşıyordu. ABD ve Batı Dünyası ise gücüne güç katmıştı. Anti-Siyonist karar artık “buzul çağı kalıntısı” olarak niteleniyordu.

Günümüzde de durum farklı değil. Dünya artık 1975 lerin dünyası değil.1991 lerin dünyası da değil. Ancak kimi çevreler İptal edilen kararın yeniden oylanmasını gündeme taşıyorlar. Bu görüşte olanlar, bugün yaşananların 1975 yılında alınan kararın doğruluğunu kanıtladığını savunuyorlar. Ayıca, İsrail’in 1993’te Oslo Anlaşmasını imzalayarak Filistin’i tanıyacağını taahhüt ettiğini, ancak geçen süre içinde işgal politikalarını sertleştirdiğini ve sözünü tutmadığını hatırlatıyorlar. “Siyonizm Irkçılıktır” kararının iptalini sağlayan İsrail’in tüm dünyayı aldattığına işaretle “3379 sayılı kararın tekrar gündeme gelmesi halinde İsrail’in uluslararası arenada ciddi bir baskıyla karşılaşabileceğini” ileri sürüyorlar.BM Genel Kurulu’nun bugünde benzer bir karar alıp İsrail’e yönelik küresel baskıyı artırabileceğini iddia ediyorlar.

Bugünün dünyasında BM Genel Kurulundan benzer bir kararın çıkması söz konusu olabilir mi?. Bu soruyu bölgemizden birileri “yetmez ama evet” yanıtını verebilir. İsrail’in peşi sıra giden birileri de ” hadi canım sen de” diyebilir. Kimileri de “1975 lerin dünyası çok gerilerde kaldı. Bu tür “buzul çağı kalıntısı” konular yerine tehdit altında bulunan bölgemizdeki barış ve istikrarın nasıl tekrar getirileceği konusuna odaklanılmalı .İsrail’i dizginleyecek, İsrail’i baskı altına alacak, barışa, işbirliğine zorlayacak başka yollar araştırılmalı.” diyebilir.

Yapılması gereken farklı sesleri dinlemek, uyumlaştırmak ve bir çözüm üretmektir. Bölge ülkelerinin barış içinde birlikte yaşamalarını, işbirliği yapmalarını sağlayacak yollar araştırmaktır.

Bunun adına diplomasi denir. Şu sıralarda da diplomatların kapalı kapılar ardında sessiz sedasız bu farklı sesleri, görüşleri, beklentileri uyumlaştırma çabası içinde oldukları görülüyor. Ülkemizin değerli diplomatları da bu çabanın içindeler. Yıllardır kan ve gözyaşının eksik olmadığı bölgemizde barış içinde birlikte yaşamanın yollarını araştırıyorlar.

Bu çabaların olumlu sonuç vermesinden inancı, dili, kimliği ne olursa olsun, bölge halkları kazançlı çıkacaktır.
Dileyelim diplomatik çabalar sonuç verir, bölgede akan kan ve gözyaşı durur, barış gerçek olur.

18 Mart sırf Türk oldukları için teröre kurban verdiğimiz Şehit Diplomatlarımızı anma günü idi. Barışı yaşamlarının merkezlerine almış şehit meslektaşlarımız ile diğer kamu görevlilerimizi ve aile fertlerini rahmet ve saygıyla anıyorum. Tüm okurlarımızın Ramazan Bayramını da kutluyorum.

Gürsel Demirok

Exit mobile version