Brüksel’den eleştiri yağmuru

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 17 Haziran’da kabul ettiği 2025 Türkiye Raporu, Ankara ile Brüksel arasındaki uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarını bir kez daha gündeme taşıdı.

Tavsiye niteliği taşıyan ve hukuki bağlayıcılığı bulunmayan raporda Türkiye’ye yönelik sert eleştiriler yer alırken, Ankara da rapora aynı sertlikte karşılık verdi.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yapılan seçimlerle göreve geliyor. Parlamento tarafından hazırlanan ülke raporları doğrudan bağlayıcı olmasa da AB kurumlarının ilgili ülkelere bakışını yansıtması bakımından önem taşıyor.

Raporda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin yeniden canlandırılabilmesi için gerekli olan Kopenhag Kriterleri’ni karşılamadığı belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin son dönemde genişleme politikasına yeniden ivme kazandırdığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin demokratik reformlar konusunda yeterli ilerleme sağlayamadığı ve bu nedenle ortaya çıkan “fırsat penceresini” değerlendiremediği ifade ediliyor.

Belgede hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokratik standartlar, basın özgürlüğü ve temel haklar alanlarında yaşanan sorunlara geniş yer veriliyor. Yargı bağımsızlığının zayıfladığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin aşındığı ve hukuk sistemine yönelik güvenin azaldığı yönündeki değerlendirmeler dikkat çekiyor.

Raporda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanması çağrısı yinelenirken, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında verdiği kararların hayata geçirilmediği eleştirisi de yer alıyor. CHP ve DEM Partili bazı belediye başkanlarının görevden alınması demokratik temsil açısından kaygı verici gelişmeler arasında gösteriliyor. CHP ise ilk kez sistematik biçimde hedef alınan ana siyasi aktör olarak tanımlanıyor.

Avrupa Parlamentosu raporunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna da değiniliyor. Raporda, İmamoğlu’nun yargı sürecine ilişkin eleştiriler dile getirilirken, bu durumun siyasi rekabet ve seçim süreci üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor.

İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak bazı Türk yetkililere yönelik yaptırım çağrıları da raporda yer alıyor. Bu çerçevede Adalet Bakanı Akın Gürlek’in adı da geçiyor.

Yaklaşık beş yıl aradan sonra ilk kez laiklik ilkesine özel vurgu yapılması da raporun dikkat çekici unsurları arasında bulunuyor. Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de laiklik ilkesinin korunmasının demokratik düzen açısından önem taşıdığını savunuyor.

Raporda, Türkiye vatandaşlarının uzun süredir gündeminde olan vize serbestisi sürecinin yeniden canlandırılması çağrısı yapılırken, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için hukuk devleti ve temel haklar alanlarında ilerleme sağlanması gerektiği belirtiliyor.

Öte yandan Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin savunma sanayisindeki rolüne ve özellikle insansız hava araçları üretimindeki kapasitesine dikkat çekiyor. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında savunma alanındaki iş birliğinin stratejik önemine vurgu yapılırken, dış politika alanındaki uyum oranının son yıllarda yüzde 4 seviyelerine kadar gerilediği de hatırlatılıyor.

Raporda ayrıca, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürece destek veriliyor ve barışçıl çözüm arayışlarının sürdürülmesinin önemine işaret ediliyor.

Dış politika başlığında ise, Türkiye’ye uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilişkilerine bağlı kalması çağrısı yapılıyor. Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularında Avrupa Birliği’nin geleneksel tezleri bir kez daha tekrarlanıyor.

Raporda ayrıca, AB ülkelerinin Türkiye’deki demokratik gerilemeye yönelik eleştirilerinde yeterince güçlü ve kararlı davranmadıkları görüşüne de yer veriliyor.

Ankara rapora sert tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, raporun “Türkiye karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayandığı” ifade edildi. Açıklamada, bazı Avrupa Parlamentosu üyelerinin ideolojik yaklaşımlarının rapora yansıdığı savunularak, metnin Türkiye-AB ilişkilerindeki olumlu gündemi gölgelemeyi amaçladığı ileri sürüldü.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, Avrupa Parlamentosu’nun terör örgütlerine ve Türkiye karşıtı çevrelere alan açan bir yaklaşım sergilediği belirtilerek, kurumun Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin yapıcı ve stratejik bir vizyon ortaya koyamadığı görüşü dile getirildi.

Rapor, iktidar partisi AK Parti ile Cumhur İttifakı ortağı MHP tarafından da eleştirildi. Her iki parti de raporun objektiflikten uzak olduğunu, ideolojik yaklaşımlar ve çarpıtılmış bilgiler içerdiğini savundu. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in raporda hedef alınmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Emekli Büyükelçi ve CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan ise TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, demokrasi ve insan hakları alanlarında yaşanan gerilemenin, yargı sistemindeki yozlaşmanın, cinsiyet temelli eşitsizliklerin, nefret suçlarının, kültür varlıklarımıza yönelik tahribatın rapora yansıdığını söyledi. Tan, CHP’ye yönelik uygulamaların uluslararası kamuoyunun da dikkatini çektiğini belirtti.

AB’nin Türkiye’ye yönelik güncel jeopolitik ihtiyaçları nedeniyle demokrasi ve insan hakları alanındaki sorunları ikinci plana attığı yönündeki değerlendirmeler zaman zaman kamuoyunda dile getiriliyor. Avrupa Birliği’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çalışmayı tercih ettiği ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri görmezden geldiği iddia ediliyor. Ancak Avrupa Parlamentosu’nun son raporu, en azından parlamenter düzeyde bu görüşün tam olarak geçerli olmadığını ortaya koyuyor.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler son yıllarda tam üyelik perspektifinden uzaklaşmış görünse de enerji, göç, ticaret, savunma ve bölgesel güvenlik gibi alanlarda karşılıklı bağımlılık devam ediyor. Bu nedenle taraflar arasında yaşanan siyasi gerilimlere rağmen diyaloğun sürdürülmesi hem Ankara hem de Brüksel açısından önemini koruyor.

Avrupa Parlamentosu’nun son raporu da bir yandan demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları konularındaki görüş ayrılıklarını ortaya koyarken, diğer yandan stratejik iş birliği alanlarının tamamen göz ardı edilmediğini gösteriyor.

Fotoğraf: Avrupa Parlamentosu

Gürsel Demirok

Exit mobile version