Dünya beşten büyük…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’ndaki konuşmasında uluslararası karar alma mekanizmalarının daha demokratik ve adil hale getirilmesi çağrısını yineledi. “Dünya beşten büyüktür” sözüyle özdeşleşen bu yaklaşımın merkezinde, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesine tanınan veto ayrıcalığı bulunuyor.

Erdoğan, 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin tercihine bağlı olduğu bir yapının ne adaleti sağlayabileceğini ne de güveni tam anlamıyla tesis edebileceğini vurguladı. Çözüm olarak Konsey’e yeni daimi üyeler eklenmesini değil, hiçbir ülkenin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini tek başına engelleyemeyeceği bir düzen kurulmasını önerdi.

Güvenlik Konseyi, beş daimi ve on geçici olmak üzere toplam 15 üyeden oluşuyor. Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve ABD’nin sahip olduğu veto yetkisi, bu ülkelerden herhangi birinin esas nitelikteki bir karar tasarısını tek başına engellemesine imkân veriyor. Böylece uluslararası barış ve güvenliği korumakla görevli organ, en ağır krizlerde bile hareketsiz kalabiliyor.

Reform tartışmaları yalnızca veto yetkisiyle sınırlı değil. Konsey’in büyüklüğü, bölgesel temsil, çalışma yöntemlerinin şeffaflığı ve Genel Kurul’un etkinliği de tartışılıyor. Özellikle Afrika ve Latin Amerika’nın daimi üyelik düzeyinde temsil edilmemesi, mevcut yapının adaletsizliğine ilişkin eleştirileri güçlendiriyor.

Ancak reform isteyen ülkeler de ortak bir model üzerinde uzlaşabilmiş değil. Almanya, Brezilya, Hindistan ve Japonya’dan oluşan G4, daimi ve geçici üyeliklerin artırılmasını, kendilerine de daimi üyelik verilmesini savunuyor. İtalya ve Pakistan’ın da yer aldığı Uzlaşma İçin Birlik grubu ise yeni daimi üyeliklere karşı çıkarak seçilmiş üyeliklerin genişletilmesini destekliyor. Türkiye’nin yaklaşımı, ayrıcalıklı ülkelerin sayısını artırmak yerine ayrıcalığın kendisini ortadan kaldırmaya dayanıyor.

Bu arada Fransa ve Meksika’nın öncülüğündeki girişim, kitlesel zulüm durumlarında daimi üyelerin veto kullanmaktan gönüllü olarak kaçınmasını öngörüyor. Böyle bir yaklaşım, krizlere müdahalenin önünü açabilecek bir adım olsa da veto yetkisini kaldırmıyor; uygulamayı yine daimi üyelerin siyasi iradesine bırakıyor.

Gazze’de yaşananlar, mevcut sistemin yetersizliğini bir kez daha ortaya koydu. Sivillerin korunması ve çatışmaların durdurulması konusunda etkili kararlar alınamaması, Birleşmiş Milletler’in güvenilirliğini aşındırıyor. Barışı korumak amacıyla kurulan bir teşkilatın ağır insani krizler karşısında sonuç üretememesi, reform ihtiyacını daha da belirginleştiriyor.

Dünya artık 1945’in dünyası değil. Nüfus, ekonomik ağırlık ve güç dengeleri değişti; ancak Güvenlik Konseyi’nin temel yapısı aynı kaldı. Üstelik BM Şartı’nın değiştirilmesi, beş daimi üyenin tamamının onayını gerektiriyor. Dolayısıyla ayrıcalıkları sınırlandırılmak istenen ülkeler, değişimin anahtarını da ellerinde tutuyor.

Reformun önündeki temel engel budur. Buna rağmen daha adil bir uluslararası düzen arayışı sürecektir. Çünkü dünya beşten büyüktür; barış ve güvenlik de sicilleri dünyaca malum beş ülkenin çıkarlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.

Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı

Exit mobile version