1 Mayıs’ta Türkiye’de Emek ve Dayanışma Bayramı’nı kutladıktan sonra İngiltere’ye geldim. Türkiye’de 1 Mayıs’ta insanlarımız meydanlarda yumruk sallamış, “hak, hukuk, adalet” diye bağırmıştı. El ele, omuz omuza, dayanışma içinde. Londra’da ise gazete dağıtıcısı çocukların grevi ile karşılaştım. Tümü yumrukları havada “grev”, “grev” diye bağırıyordu. Onlar da el ele, omuz omuza, tam bir dayanışma içinde, özgüvenle.
Torunum Ella’nın da yer aldığı “Gazete Dağıtıcısı Çocuklar” (Newsies) adlı Broadway müzikali bir oyundan söz ediyorum. Londra’ya gelme nedenlerinden biri de, oyunun önde gelen birkaç oyuncusundan biri olan Ella’yı oyunda seyretmekti. Ella’nın ileriki yıllarda başarılı bir sanatçı olacağına inanıyorum.
Oyun, Ella’nın da devam ettiği okulun gösterimlerinden biriydi. Müzikal oyunda on bir yaşlarında kız ve erkek 80 öğrenci yer alıyordu. Okulun salonunu dolduranlar da çocuklarının performansını heyecanla ve merakla izlemeye gelen velilerdi. Oyun, gerçek bir olaydan esinlenmişti.
Oyun, 1899 tarihinde New York City’de yaşanan Newsboys’ Strike of 1899’na dayanıyor. Karizmatik bir gazete dağıtıcısı çocuk, yetimlerden ve evden kaçanlardan oluşan gazete dağıtıcısı çocuklara liderlik eder. Gazete dağıtıcısı çocukların zor yaşam koşulları ve aralarındaki dayanışma gözler önüne serilir.
“Gazeteyi manşetler satmaz, gazeteci çocuklar satar.
Gazeteci çocuklar sayesinde insanlar gelişmelerden haberdar olur” diyen karizmatik lider, çocukların güvenine sahiptir.
Rakiplerini geride bırakmak isteyen güçlü gazete sahibi, dağıtıcıların yüz gazete için ödemesi gereken fiyatı 50 sentten 60 sente çıkarmaya karar verir. Fiyat artışına öfkelenen çocukların lideri, bir sendika kurmak ve greve gitmek için gazete dağıtıcılarını bir araya getirir. Dağıtıcılar protesto düzenler, ancak güçlü gazete sahibi, grevi şiddet kullanarak kırmak için adamlarını ve polisi gönderir. Kavga ve kaos ortamında çocuklar şiddete maruz kalır. Bazı çocuklar, kötü şartlar içinde yaşanılan ıslah evine gönderilir.
Protestoların başarısızlığı ve kayıplar, çocukların liderinin moralini bozar. Neredeyse pes etmek üzeredir. Ancak mücadeleye devam etme kararı verir. Grevle ilgili haber, bir başka gazetenin ilk sayfasında yer bulur ve dağıtıcılara yeniden güç verir. Dağıtıcılar, diğer semtlerdeki dağıtıcıların desteğini almaya çalışırlar. Birbirleriyle kavga etmeyi, grev kırıcıları dövmeyi bırakıp, akıllarını kullanmaya karar verirler.
Grevle ilgili haberi yazan gazeteci, dağıtıcılara güçlerinin bilincinde olmaları gerektiğini öğütler. Çocuklar, gazetecinin yardımıyla grevin ayrıntılarını anlatan ve sığınma barınağındaki korkunç koşulları ifşa eden bir gazete yayımlarlar ve her yere dağıtırlar. Bu gazeteyi okuyan şehrin diğer semtlerindeki dağıtıcılar da greve katılır. Gazete sahibine tepki büyür.
Köşeye sıkışan gazete sahibi pes eder. Adil bir anlaşma olur. Sığınma barınağındaki çocuklar serbest kalır. Barınak müdürü tutuklanır. Oyun, herkesi mutlu edecek şekilde son bulur.
Oyun, veliler tarafından büyük beğeni ve alkışlarla karşılandı. Başta okul müdürü ve drama öğretmeni olmak üzere, oyunda emeği geçen herkes kutlandı. Benim için ise en etkileyici hususlardan biri; güçlü sosyal mesajlar içeren, çocuk işçilerin haklarını savunan, açgözlü patronları eleştiren oyunun, 80 kız ve erkek, on bir yaşındaki öğrenciler tarafından çok başarılı bir şekilde sergilenmesi oldu.
Kutladığım okul müdürü, sorum üzerine oyunun drama öğretmeni tarafından seçildiğini, kendisinin herhangi bir müdahalesi olmadığını söyledikten sonra, “Çeşitli temalara sahip çok sayıda yapım ortaya koyabiliyoruz; ancak sınırlarımızı biliyoruz. Siyasi görüşlerde aşırıya kaçmamaya, terörizme alet olmamaya ve her zaman dengeli olmaya özen gösteriyoruz” dedi.
Öte yandan, oyunda tasvir edilen açgözlü gazete patronunun kim olduğunu merak eden olabilir. Yazayım, ünlü Joseph Pulitzer. Adı bugün gazetecilik ve edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olan Pulitzer Prize’ne verilen kişi.
19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Pulitzer, United States’ın en güçlü adamlarından biriydi. New York World gazetesinin yayıncısı olarak son derece rekabetçiydi. O ve rakibi William Randolph Hearst, sık sık “sarı gazetecilik” yaparlardı; yani daha fazla gazete satmak için sansasyonel, abartılı manşetler kullanırlardı (1899’da dağıtıcı çocuklara yönelik fiyatları artırmasına neden olan şey de tam olarak budur).
Pulitzer, hayatının ilerleyen dönemlerinde gazetecilik mesleğini yüceltmek istedi. 1911’de öldüğünde, vasiyetiyle Columbia University’ne 2 milyon dolarlık devasa bir bağış bıraktı. Onun parası, Columbia Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü kurmak ve Pulitzer Ödülleri’ni yaratmak için kullanıldı. İlk kez 1917’de verilen ödüller; gazetecilik, edebiyat ve müzik bestesi alanlarındaki mükemmelliği onurlandırmak için tasarlandı.
Bu, tarihin büyüleyici bir ironisi! İzlediğimiz “Newsies” müzikalinde Pulitzer ana kötü karakterdir; birkaç kuruş fazladan kâr elde etmek için çocuk emeğini sömürmeye istekli, acımasız bir iş adamı. Ancak bugün onun adı, dünya çapında gazetecilik dürüstlüğünün, kamu hizmetinin ve yüksek kaliteli yazarlığın nihai sembolü olarak tanınmakta.
Gürsel Demirok
