Hasan Subaşı Bağımsız Milletvekili Adayı

Hasan Subaşı Bağımsız Milletvekili Adaylığını Basın Mensuplarıyla yaptığı toplantıyla kamuoyuna duyurdu. Yaptığı açıklamada şunları kaydetti.

Değerli basın mensubu dostlar hoş geldiniz. Katılımınız ile bu güne kadar göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ediyorum.
Her seçim döneminde “Subaşı ne yapacak?” Siyasete girecek mi? Partilerden davet var mı? Hangi partiye göz kırpıyor? Gibi yorumlar oluyordu. Bir siyasetçi için her daim gündeme gelmek ve hatırlanıyor olmak hoş görünebilir ama partilerin davetine icabet edemediğiniz dönemlerde bile hangi partiye göz kırpıyor yorumları bazen can sıkıcı da olabiliyordu!
Uzunca bir süre aktif siyasetin dışında farklı yaşamak benim ve ailem için önemli kazanım olmuştur. Bu süre içinde aktif siyaseti takip ettim ve her konuda görüş ve düşüncelerimi kamuoyu ile paylaştım…

Geldiğimiz bugünkü noktada en önemli sorunumuz çözüm üretemez konuma gelen siyaset kurumunun kendisidir, kilitlenmesidir!
Ne siyasetten ne siyasetçiden ne de yıpranmış partilerimizden vazgeçmek gibi bir lüksümüz olamaz şüphesiz… Ama bu hastalıklı haliyle de siyasetin, sorunları derinleştirmenin ötesinde çözümlere yönelmesi zorlaşmıştır…
Sahip olduğumuz ve daha ileri gitmesi gereken adalet – demokrasi – özgürlük kavramları partilerle birlikte çok gerilere düşmüş ve yıpratılmıştır…
Toplumdaki ayrışma kutuplaşma ve gerginlik toplumum yönetilmesini son derece zor hale getirmiştir… Siyaset kurumunun olmazsa olmazı uzlaşma kavramı neredeyse yok olmuştur… Bu sorunlar orta yerde dururken iç güvenlik paketi gibi uzlaşmazlığı daha da körükleyecek yasalar dayatılmaktadır…
Bir hafta içinde hükümet kanadının deneyimli siyasetçisi Bülent Arınç toplumun nefret duygularıyla ayrıştığını ve yönetmenin zorlaştığını geç de olsa itiraf etmiştir… AYM başkanı Haşim Kılıç veda konuşmasında toplumun nefretle bölünmesinin en önemli sorunumuz olduğuna önemle vurgu yapması boşuna değildir… Çünkü bu kişiler birkaç adım sonrasının orta doğuya benzemek olduğunu bilecek deneyime sahip kişilerdir!
Kenan Evren’i yargılayan adalet, onun hukukunun temel anlayışına dokunamamıştır! Partilerin adalet ve demokrasi anlayışındaki eksik ve geri kalmışlık nedeniyle dokunulamamıştır! Uzlaşamayan siyaset anlayışı nedeniyle hala baraj sorunu yaşanmaktadır!

2015 seçimleri bir kurucu meclis önemine sahiptir aslında… Anayasa ve rejim tartışmaları yaşanacak çözüm süreci dahil meclisin gündeminde olacaktır…
Önemi nedeniyle 2015 seçimlerinde parlamenter sistemi sağlığına kavuşturmak esas olmalıydı, onun için milletvekili ile halk arasındaki temsil bağını güçlendirmek önemliydi! Ne var ki tam aksi yapılıyor çünkü parlamenter sistem iflas etti deyip başkanlık sistemi için hiç tereddütsüz parmak kaldıracak vekiller aranıyor…
Anayasa hukukçusu Burhan Kuzu geçen hafta acı gerçeği nasıl da özetledi; “milletvekilleri mecliste gurup başkan vekillerinin parmağına bakar, sürü psikolojisi ile kaldırıyorsa kaldırırız, indiriyorsa indiririz!” Diyerek…
Muhalefet sadece gündemin arkasına takılıyor! Toplumsal sorunlarda risk almıyor kavganın ve uzlaşmazlığın bir tarafı olmak onlara yetiyor! Parlamenter sistemi ihya etmek ve Burhan Kuzu’nun sözünü ettiği sürü psikolojisinden kurtulmak adına hiç bir adım atılmıyor… Milletvekili adayı olmak için şimdiden gözler ve kulaklar yukarıdan gelecek işaretlere kilitlenmiş durumda ya da Ankara’da otel lobilerini doldurup bekliyorlar müstakbel temsilciler ama halkın haberi yok!
Milletvekilleri anayasanın 80. Maddesi gereği “kendilerini seçenleri değil bütün milleti temsil ederler” 81. Madde gereği; “adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsüne bağlılık yemini ederler” 87. Maddeye göre de en önemli işlevi yasa yapmak değiştirmek ve hükümeti denetlemek olmalıyken meclis bu işlevini de kaybetmiş ve sadece hükümet kanadından gelen yasalar için parmak kaldırmakla meşgul hale gelmiştir!
Büyük emek ve umutlarla yapılan seçimler ve seçilen milletvekillerinin halkla gerekli bağları sağlanamadığı için liderlere teslim edilmiş bir parlamento halkın temsilinden uzaklaşmıştır… Ardından bu sistem işlemiyor iddiaları güçlenmiş olduğu içinde başkanlık sistemi öne çıkarılmak isteniyor… Oysa bize özgü olması kaçınılmaz bir başkanlık sisteminde meclisin denetim görevini yapabileceği ve erkler ayrılığının bekleneni vereceği mümkün görünmemektedir… Demokratik katılım yolu ile görüşünü bildirenler bile “sen kimsin” diye susturulmaktadır… Masum başlayan ve yaşama müdahaleye tepki olarak başlayan gezi eylemleri tahammülsüzlük sonucu hangi mecralara saptırılmıştır! Demokrasi çoğunluğun istediğini yapması değil azınlığın haklarının güvencede olduğu bir rejimin adıdır…

Anayasa değiştirilememiştir… Seçim barajı ve siyasi partiler yasası için kimse kılını kıpırdatmamıştır…
Oysa partilerin 12 eylülün biçtiği demokratik kazanımlar için parti içinde demokratik yapısını tahkim edip en azından kayıtlı üye sistemini iyileştirme çabaları tamamlanmalıydı… Parti içi demokrasisini kurumsallaştırmalıydı… Tüzükleriyle yapılması gerekli işlerdi bunlar ama hiç bir partinin ve liderinin işine gelmedi!

Bugün ve siyaset kurumunun geldiği bu noktada sivil toplum ve siyasetçiler dışında kimsenin yapabileceği bir şey yoktur!
Siyasetçiler sorumluluk almaktan kaçınamaz ve kimse rahatım huzurum iyi demek lüksüne sahip değildir… bu tablo içinde;
Bir siyasetçi için unutulmamak her daim hatırlanmak hoş olmakla birlikte yüklediği sorumluluk var mı onu düşündüm ve hem siyaset yaptığım arkadaşlarımı hem de sivil toplum kuruluşları ile konuşup tartışmaya başladım ve toplantılara devam ediyorum.
Bu güne kadar yaptığım toplantılardan çıkan sonuç, siyaset yapmam konusunda sorumluluk almam beklentisi hayli yüksek.. Henüz görüşebildiğim ve geçtiğimiz günlerde basında çıkan önemli sivil toplum liderlerinin ittifakla söylediği söylemleri; “başkan olarak yaptığınız hizmetleriniz ve sivil topluma katkılarınız unutulmaz ama onları bir yana bırakırsak, sizin demokrat tavrınız ve uzlaşmacı kişiliğiniz tam da bugün için gereklidir… Sorumluk zamanıdır!” Sözleri benim için önemli ve geri dönülmez bir mesaj olarak algılanmıştır…
Ben ancak halkın milletvekili olmak ve sivil toplumun sesi ve beklentisini karşılamak için sorumluluk alabilirim… Lidere bağımlı bu sisteme karşı bir siyasetçi olarak bu düzenin parçası olmak istemem… Tabanımız ve gerçekten beklenti ve karşılığımız varsa seçilmeli ve görev almalıyım aksi halde bu günün sağlıksız yöntemiyle milletvekili olmamın yararı olacağına inanmıyorum… Ancak bağımsız aday olabilirim dediğimde ise sistemin değişmesi çabanızı biliyoruz biz de sivil toplum olarak tam da bu çabanızı daha güçlü bir şekilde desteklemek sözü veriyoruz demişlerdir…
Bize bu yolda sorumluluk almamız konusunda gerekli güç ve desteği vermişlerdir… Sonuç olarak bağımsız milletvekili adayı olmak konusunda almış olduğum kararı kamuoyuna siz basın mensubu dostlar açıklıyorum… Saygılarımla…

Hasan Subaşı

Exit mobile version