Siyasi etiğe saygı yargıyı rahatlatır…

Yaz sıcakları geride kalıyor ancak iç politikada hararet giderek yükseliyor. Önümüzdeki süreçte daha da artacağa benzer. Siyasi partiler arasındaki yarış gündemin ön sıralarında. Demokratik ülkelerde yaşanabilecek bir süreç Türkiye’de de yaşanıyor.

Türkiye’yi diğer demokratik ülkelerden farklı kılan hususlardan biri, siyasi nitelikteki kimi sorunların yargıya intikal etmesi. Diğer demokratik ülkelerde yargıyı bu ölçüde meşgul eden siyasi nitelikte konular oluyor mu bilmiyorum. Bu durumdan, yükü esasen ağır olan yargımızın da açıkça dile getirmese bile hoşnut olmadığını düşünüyorum.

2026-2027 Adli Yılı açılış konuşmasında Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez önemli mesajlar verdi. Hakimin bağımsızlığının ve tarafsızlığının önemini vurguladı. Hakim ve savcıların hukuka sadakat, kendi vicdanlarına karşı dürüstlük ve insan hayatına dokunan her kararda aynı özeni gösterme yükümlülüğü altında olduklarını belirtti. Meslek etiğini her şeyin üzerinde tutmanın önemine işaret etti.

Hakim ve savcıların kararlarında özenli davrandıklarına ve meslek etiğini önemsediklerine kuşku duyulmamakla beraber, özellikle siyasi nitelikteki davalarda bu ilkelere riayet konusunda sıkıntı yaşandığına dair kamuoyunun bir kesiminde bir algı mevcut. Yargı camiasının da bu algıdan rahatsız olduğu kuşkusuz.

Ancak burada sorumluluğu yalnızca yargının üzerinde görmek doğru değildir. Siyaset dünyasının siyasi etik esaslarına uymaya özen göstermesi de yargı üzerindeki baskıyı ve tartışmaları önemli ölçüde azaltacaktır.

Yargı etiği kadar önemli bir kavramdır siyasi etik. Siyasi etik; ahlak, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin siyaset alanına uygulanmasıdır. Kamu yararının şahsi veya zümresel çıkarların önünde tutulmasını gerektirir. Liyakat yerine kayırmacılık, kamu kaynaklarının kişisel veya siyasi çıkarlar için kullanılması, çıkar çatışmaları, şeffaf olmayan siyasi finansman ve toplumu yanıltan söylemler siyasi etiği zedeleyen başlıca uygulamalardır.

Bunların sonucu yalnızca siyasete duyulan güvenin azalması değildir. Etik sınırlar içinde çözülebilecek siyasi meselelerin yargıya taşınması, yargıyı da siyasi tartışmaların içine çeker. Böylece verilen kararlar hukuki yönlerinden ziyade siyasi sonuçları üzerinden tartışılmaya başlanır. Bundan hem siyaset hem de yargı zarar görür.

Bu nedenle Türkiye’nin kapsamlı ve yaptırımı olan bir “siyasi etik yasası”na ihtiyacı olduğu kanısındayım. Mal varlığı beyanından çıkar çatışmasına, siyasi finansmanın şeffaflığından kamu görevlerinde liyakate kadar temel kurallar açık biçimde belirlenmeli; denetim bağımsız ve etkili mekanizmalarla yapılmalıdır.

Siyasi etik güçlendikçe siyasete güven artar, yargıya taşınan siyasi nitelikteki uyuşmazlıklar azalır. Böylece yargı da asli görevine daha fazla zaman ve enerji ayırabilir.

Siyasi etiğe saygı, yalnızca siyaseti temizlemez; yargıyı da rahatlatır.

Exit mobile version