“EV BENİM KARI BENİM”

“EV BENİM KARI BENİM”

“Ben daha iki aylık gelindim.Parmaklarımdan kına izleri yok
olmamıştı.Hayallerimse gelinliğim kadar beyazdı.Dışarıda
buluşmalarımıza benzemiyordu hayat Nefes almamı bile yük görüyor,
vuruyor, kırıyor,bağırıyordu Bir bataklığın içine düşmüştüm,
paramparçaydı yüreğim. ‘İstemiyorum ayrılalım’ deyince de af dileyip
ağlıyordu.Korkuyordum. Bir gece, tüm sokak, kör pencereli evlerde
uyurken, Yavaşça kapıdan çıktım.Özgürlük beş on adım
uzaktaydı.Yürüdüm…Arkamdan bir ses, elinde satır celladım. Bahçeden
çıkmadan tutup doğradı beni.Al kanlara boyandım.Duvağım duvarda asılı
kaldı.”.

. Bu sözler Kemer Belediyesi Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğunun
“Ablam” adlı oyunundan.Oyunun başında siyah giysiler içinde sekiz
hüzünlü, umutsuz genç kadın sahneye çıkıyor teker teker, dramatik bir
müzik eşliğinde. Elleri havada Tanrı’ya yakarır şekilde. .Her biri
şiddete nasıl kurban edildiklerini anlatıyor. . Siyah giysiler içinde,
sahnede dolandıktan sonra yere uzanıyorlar. Sıra, sıra…. Çarpıcı,
dokunaklı bir sahne. Yukarıdaki satırlar sekiz kadından birine ait.
Her birinin öyküsü yürek parçalayıcı.

“Ablam” oyununu Kemer Belediyesi Kültür Salonu’nda
izledim.Yazan-Yöneten Kemer’in kültür ve sanat sevdalısı Emine Öney
hoca. Yönetmen yardımcısı Gülsun Tuncer. Gönüllülerden oluşan
oyuncular çok başarılı idi..

Emine Öney , Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni. 30 yıldır Kemerde
yaşıyor.Yaşamını tiyatroya adamış. Tiyatro eğitimi almış.Tiyatro usta
ve gruplarıyla çalışmış Çeşitli gruplarla tiyatro üzerinde çalışmalar
yapmış..Kemer halkını tiyatro ile tanıştırmış.Her yıl Kemerlilerin
yakın ilgi ve desteği ile Kemer Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğu
adı altında drama atölyelerinde çalışmalar yapıyor.Oyuncular arasında
30 yıldır birlikte çalıştıkları da var, gençler de.1 Mart’ta “Ablam”
oyununun finali oynandı. Geleceğe yönelik başka projeleri var.

Toplumsal olayları her daim konu alan oyunlar yazan ve yöneten Emine
Öney, “Ablam” adlı oyunu ile de toplumsal konularda çarpıcı mesajlar
veriyor. İzleyenlerde derin izler bırakıyor.

Aile içi sorunlar, kavgalar ve şiddet konu ediliyor oyunda. Köyden
gelip, şehirde bir gecekondu edinmişler. Koca, iri yarı güçlü , işsiz,
sarhoş biri. .Evin tek hakiminin kendisi olduğunu , onun sözü üstüne
söz söylenemeyeceğini düşünen bir tip. Karısı ise lafını esirgemeyen,
doğru bildiklerini çekinmeden söyleyen, kişilik sahibi biri. Tüm derdi
bu zor ekonomik koşullarda yuvasını çekip çevirmek. İki kızları
var. 12 yaşında olanın adı Hatice, 9 yaşındakinin adı Pembe .
İkisi de okula gidiyorlar. Anne çok önemsiyor kızlarının
eğitimlerini..

Ekonomik sorunlar bu aileyi de vurmuş. Evde sürekli bir hır gür
hakim.Sarhoş koca, çilekeş karı kavgasına tanık oluyor seyirciler.
Koca haykırıyor “ev benim karı benim istediğimi yaparım sana mı
soracağım.” Bu sözün altında kalmayan kadın, “Evde yemek yok, çocuklar
aç, kurtar o zaman bu dertten bizleri”
diye yanıtını yapıştırıyor. . Koca aslında karısının doğru
söylediğinin farkında. Ancak gerçeklerin yüzüne vurulmasından
hoşlanmıyor. Gücüne, kuvvetine güveniyor,karısının üzerine yürüyor ”
İş yok, güç yok.Keyfimizden mi içiyoruz. Neden köyden geldik ki” deyip
öfke içinde karısına vuruyor, vuruyor.. Susturmaya, sesini kesmeye
çalışıyor karısının..,

Bir gün kapı çalınıyor. İki kadın içeri giriyor, kucaklarında bir
yardım kolisi. Kadın buyur ediyor, ancak kuşku içinde bu erzak
yardımının nedenini sorguluyor. “Allah adına zorda olan insanlarımıza
yardım ediyoruz. İleride başka yardımlarımız da olur. Hiçbir
beklentimiz yok. Yalnız kimi zaman konu komşu toplanıp, otobüslere
binip, bir meydana gidiyoruz. Nutuk atanı bolca alkışlayıp, tekrar
otobüslerle evlerimize” dönüyoruz” diyor yardımsever kadınlardan biri.
Onca sıkıntısına, mutfak tam takır olmasına rağmen kişilik sahibi
kadın yardımı kabul etmiyor ve gelenlere kapıyı gösteriyor.

Oyunda hoca kılıklı “fırıldak” “üç kağıtçı” bir tip de var. Yaşı ben
deyim 50, siz deyin 60. Evin kadını, adamın hocalıkla ilgisi olmayan
bir “fırıldak” olduğunu sezinliyor. Erkek ise aymazlık içinde bir
umut dünyası adamın peşi sıra dolanıyor. Adamın gözü, eğitimine devam
etmek arzusunda olan 12 yaşındaki Hatice de ..Evde kimselerin
olmadığı bir gün Hatice’ye sarkıyor…..

Çarpıcı sahneler, seyircilere medyada okudukları, TV’lerde
izledikleri haberleri anımsatıyor..Emine Öney, toplumsal gerçekleri
çarpıcı, sarsıcı mesajlarla izleyenlerin dikkatine getirmiş oyunda..
Bu noktada sanatın gücü ortaya çıkıyor. Tiyatronun gücü ortaya
çıkıyor.

Tiyatro’dan çıkıp, gecenin karanlığında boş caddelerde eve doğru yol
alırken düşüncelere dalıyorum. Sarhoş kocası tarafından susturulmaya
çalışılan kadın eski bir arkadaşımı anımsatıyor. O da lafını
esirgemeyen, doğru olduğuna inandıklarını sonuna kadar savunan,
haksızlıklara, baskılara karşı çıkan bir tipti. “Bu huyumu rahmetli
babamdan almışım. Çocukken ben ve kardeşime hep nasihat verirdi.
Doğruluktan ayrılmayın. Baskılara, haksızlıklara boyun eğmeyin, sessiz
kalmayın” derdi. Babasına hayrandı. Çok iyi insandı. Bizlere çok iyi
baba, anneme de çok iyi bir eş idi” diye eklerdi

.Bu doğrucu Davut arkadaşımın son zamanlarda sesi, sedası çıkmaz oldu.
Derin bir suskunluk içinde. Nedenini sordum. “Amaan sen de, bu şiddet
yüklü dünyayı bu yaşta düzeltmek bana mı kaldı” diyerek sorumu
yanıtlamadı.Suskunluğunun nedenini açıklamadı. Temiz havada öten,
kirli havada susan narin sarı kanarya gibi susuyor arkadaşım. Kimi
zaman penceresinden kabaran denizi seyreyliyor, kimi zaman da
denizle kucaklaşan gökyüzündeki kapkara bulutları.Çakan şimşekleri.
Umutsuz, kaygılı…..

Öte yandan aile içi şiddetin nedenleri konusunda farklı yaklaşımlar
var. Geçende değerli bir hanım okurum dikkat çekici bir yorumda
bulundu.: .” Aile içi şiddet çok derin ve karmaşık bir konudur.
Sadece kocaları suçlamak da doğru değildir. Kadınların da payı
olabilir. Kocaları yetiştiren anaların etkisini de göz ardı etmemek
gerekir. Bir de sadece işsiz, cahiller şiddete baş vurmuyor. Okumuş,
iş güç sahipleri arasında da şiddete eğilimli insanlar var tüm
dünyada” dedi .

Koli içinde yardım amacıyla eve gelen kadınların söyledikleri ” kimi
zaman konu komşu otobüslerle bir meydana gidip, nutuk atanları
dinleyip, alkışlayabiliriz” sözü de aklıma takılıyor. Bu insanların
çaresizliğini siyasi amaçlarla kullananlar var. .”Meydanları
dolduranların kaçına önceden kolilerle yardım malzemesi dağıtılmıştır?
diye soruyorum kendime. Yanıt veremiyorum.

Ya o hoca kisvesine bürünmüş, 12 yaşındaki kız çocuğuna sarkıntılık
eden fırıldak adama ne demeli? Her gün böyle tipleri medyada
okuyoruz, izliyoruz. Çocuk yaşta okuldan alınıp, evlenmeye zorlanan
kız çocuklar ile çocukları istismar edenlere ilişkin öyküleri
ibretle, öfkeyle okuyoruz, izliyoruz. O da toplumsal yaralarımızdan
biri .Deva bekleyen.

Emine Öney ve Kemer Belediyesi Sanat Gönüllüleri Tiyatro Topluluğu
üyelerini takdir etmek, alkışlamak gerek. Kemerliler topluluğun
değerli çalışmalarına her daim destek olmalılar , bu oyunları
izlemeliler.

Oyundan övgüyle söz ettiğim Antalya’da yaşayan emekli öğretmen bir
dostum ” benzer gönüllü sanatsal çalışmalarda bulunan topluluklar
Antalya’da da var. Ben de öyle bir grubun içindeyim. Rolümü ezberlemek
için geceleri gözüme uyku girmiyor. Antalya’da ayrıca, Türk Sanat
Müziği, Türk Halk Müziği konserleri veren gönüllülerden oluşan
korolar da var. Antalya, yerel yönetimlerin desteği ile gönüllü
kültürel sanatsal çalışmalara da önem veren bir kentdir” dedi.

“Alkışlanacak, gurur verici bir tablo . Sanatsal çalışmalar her
alanda desteklenmeli, sahiplenilmeli. Emine Öney hocanın dediği
gibi,her koşulda sanat susmamalı. Tiyatro bize sunulan hayatın içinde
Onlarca hayatı yaşayabilmektir.Okuldur. Hayatın içindeki en canlı
sanattır. Atatürk de sanata büyük önem, sanatçıya da büyük değer
verirdi. Ülkenin modernleşmesinde sanatın, sanatçının önemli rol
oynayacağını düşünür, genç yetenekli sanatçıları eğitim amacıyla
Avrupa’ya gönderirdi.” dedim.

Gürsel DEMİROK

Exit mobile version