Muhalefetin stratejisi ne olmalı?

Emekli Diplomat Gürsel Demirok’un kaleminden

AK Parti çeyrek asra yaklaşan iktidarını sürdürmekte kararlı görünüyor. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta Rize’de yaklaşan seçimleri de başarıyla atlatacaklarına inandığını ifade etmesi, bu kararlılığın açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Muhalefetin önündeki mesele ise yalnızca seçim kazanmak değil, uzun yılların ardından seçmene güven veren bir iktidar alternatifi oluşturabilmektir. İktidarın devlet imkânlarından yararlanması, medya üzerindeki etkisi, siyasi transferler ve muhalefet içerisindeki ayrışmalar uzun süredir tartışılıyor. Bu nedenle muhalefetin stratejisinin yalnızca iktidarın uygulamalarına tepki göstermek üzerine kurulması yeterli olmayacaktır.

Dünyadaki bazı örnekler bu konuda önemli dersler içeriyor. Meksika’da PRI’nin 71 yıllık iktidarı 2000 yılında yılında muhalefetin güç birliği yapması sonucu Vicente Fox’un seçilmesiyle sona erdi. Şili’de Pinochet yönetimine karşı farklı siyasi kesimler 1988 referandumunda “Hayır” kampanyası etrafında buluştu ve demokratik geçişin yolu açıldı. Polonya’da ise 2023 seçimlerinde farklı muhalefet blokları seçim sonrasında birlikte hareket ederek hükümeti kurabildi. Macaristan örneği de geniş muhalefet birlikteliklerinin tek başına yeterli olmadığını; seçmene ortak, anlaşılır ve inandırıcı bir gelecek perspektifi sunmanın önemini gösteriyor.

Elbette her ülkenin siyasi kültürü, kurumları ve seçmen yapısı farklıdır. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı “Altılı Masa” deneyimi de muhalefet partilerini yeni ittifak modellerine karşı daha ihtiyatlı davranmaya yöneltiyor. Buna rağmen partilerin her konuda birleşmeleri gerekmese de demokrasi, hukuk devleti, ekonomi ve seçim güvenliği gibi temel konularda ortak hareket etmeleri mümkündür.

Buradan çıkarılabilecek bazı temel sonuçlar var: Muhalefet ideolojik farklılıklarını korurken asgari müştereklerde iş birliği yapabilmeli; yalnızca “iktidara karşı olmak” yerine ekonomi, hukuk, eğitim ve sosyal politikalar konusunda uygulanabilir bir gelecek programı ortaya koyabilmeli; sandık ve seçim güvenliği konusunda güçlü bir örgütlenme oluşturmalı; gençlerin, kadınların ve sivil toplumun siyasete katılımını artırmalıdır.

Ancak bütün bunlar yapılırken Türkiye’nin siyasi gerçekleri de göz ardı edilmemeli. Erdoğan ile seçmeni arasında uzun yıllar içerisinde oluşmuş güçlü bir siyasi bağ var. Ekonomik sıkıntılar yaşayan her seçmenin otomatik olarak iktidardan uzaklaşacağı varsayımı doğru olmayabilir. İktidarla ekonomik veya sosyal ilişkileri bulunan kesimler yanında, Türkiye’nin güvenlik ve dış politika gibi hassas meselelerinde Erdoğan’ın daha etkili hareket edebileceğini düşünen önemli bir seçmen kitlesi de bulunuyor.

Bu nedenle muhalefetin kamuoyu araştırmalarına, miting kalabalıklarına veya günlük siyasi gelişmelere bakarak erken iktidar beklentisine girmesi yanıltıcı olabilir.

Çeyrek asra yaklaşan bir iktidarı sandıkta yenmenin kısa yolu yoktur. Dünya örneklerinin ortak mesajı ise oldukça açık:

Geniş toplumsal güven, seçim güvenliği, ortak demokratik zemin ve seçmene umut veren inandırıcı bir gelecek programı olmadan yalnızca iktidar karşıtlığı seçim kazanmaya yetmeyebilir.

***
Gürsel Demirok

Exit mobile version