36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Ankara’da tamamlandı. Günlerdir dünya kamuoyunun yakından takip ettiği zirve, yalnızca NATO’nun geleceği açısından değil, Türkiye’nin uluslararası konumu bakımından da önemli mesajlar verdi.
Ankara haftalar öncesinden bu dev organizasyona hazırlanmıştı. Zirve boyunca uygulanan güvenlik tedbirleri, diplomatik temaslar ve organizasyon başarısı, başkentin İstanbul, Antalya ve İzmir gibi uluslararası toplantılara ev sahipliği yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sonuç bildirisinde Türkiye’nin “cömert ev sahipliği” nedeniyle ayrıca teşekkür edilmesi de bunun diplomatik bir göstergesi oldu.
Aslında bu tür zirvelerde asıl pazarlıklar liderler salona girmeden çok önce tamamlanır. Sonuç bildirileri haftalar öncesinden müzakere edilir, her kelimesi üzerinde uzlaşma sağlanır. Liderlerin önünde bulunan metinler son anda yazılmaz. Zirveler daha çok siyasi mesajların verildiği, birlik görüntüsünün sergilendiği ve kamuoyuna ortak iradenin ilan edildiği platformlardır. Ankara Zirvesi de bu geleneğin dışında olmadı.
Ancak bu zirveyi farklı kılan husus, NATO’nun geleceğine ilişkin yeni güvenlik anlayışının ilk kez bu kadar açık biçimde ortaya konulmasıydı.
Sonuç bildirisinde müttefikler Washington Antlaşması’nın 5. Maddesi’ne bağlılıklarını bir kez daha vurgularken, Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik en önemli uzun vadeli tehdit olmaya devam ettiği ifade edildi. Ukrayna’ya desteğin sürdürüleceği teyit edilirken, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunmasının önemi de bildiride yer aldı.
Ankara’da asıl dikkat çeken konu ise NATO’nun gelecekteki görev paylaşımı oldu.
ABD uzun süredir Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma sorumluluğu üstlenmelerini istiyor. Washington’un önceliği artık yalnızca Avrupa değil; Hint-Pasifik bölgesi, Çin ile stratejik rekabet ve küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi. Bu nedenle Avrupa’nın kendi güvenliğini daha fazla üstlenmesi gerektiği görüşü giderek ağırlık kazanıyor.
İşte Ankara Zirvesi, bu dönüşümün en önemli kilometre taşlarından biri oldu.
Avrupalı liderler, savunma harcamalarını artırma, ortak üretim projelerini genişletme ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenme konusunda güçlü mesajlar verdiler. Bildiride Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma yatırımlarındaki artışın altı çizilirken, savunma sanayisi alanındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesi hedefi açık şekilde ifade edildi.
Bütün bunlar yaşanırken zirvenin en çok merak edilen ismi yine ABD Başkanı Donald Trump oldu.
Trump geçmişte NATO’yu sert şekilde eleştirmiş, Avrupa ülkelerini savunma yükünü Amerika’ya bırakmakla suçlamıştı. Ankara’da da Avrupalı liderlerin temel amacı, ittifak içinde yeni bir kriz yaşanmasını önlemekti. Nitekim kapalı oturumlarda Trump’ın ABD’nin NATO’ya bağlılığını teyit eden mesajlar verdiği belirtilirken, Avrupa ülkeleri de savunma harcamalarını artıracaklarını vurgulayarak Washington’a güven vermeye çalıştılar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise konuşmasında Türkiye’nin Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez konumuna dikkat çekti.
Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO ülkelerinin Avrupa savunma projelerinin dışında bırakılmasının yapay ayrışmalar oluşturacağını belirterek, Avrupa güvenliğinin kapsayıcı bir anlayışla güçlenebileceğini ifade etti. Türkiye’nin Balkanlar’dan Karadeniz’e, Kosova’dan Orta Doğu’ya kadar birçok NATO görevinde üstlendiği rolü hatırlatan Erdoğan, savunma sanayiindeki kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini de dile getirdi.
Gerçekten de bugün Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu güvenlik risklerine bakıldığında Türkiye’nin önemi daha net görülüyor.
Karadeniz’deki istikrarın korunması, Rusya’nın çevrelenmesi, enerji hatlarının güvenliği, düzensiz göç, terörle mücadele, Doğu Akdeniz’in güvenliği, Kafkasya’daki dengeler ve Orta Doğu’daki krizlerin yönetilmesinde Türkiye kilit ülkedir.
Türkiye yalnızca NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip değildir. Aynı zamanda son yıllarda geliştirdiği yerli savunma sanayii, insansız hava araçları, füze teknolojileri, elektronik harp sistemleri ve operasyonel tecrübesiyle Avrupa’nın güvenlik kapasitesine doğrudan katkı sağlayan ülkelerin başında gelmektedir.
Bunun yanında Türkiye’nin diplomatik kapasitesi de dikkat çekmektedir. Aynı anda hem Kiev hem Moskova ile konuşabilen, Karadeniz’de denge siyaseti yürütebilen, Orta Doğu’daki birçok aktörle temas kurabilen ve NATO içinde ittifak ruhunu koruyabilen çok az ülke bulunmaktadır.
Dolayısıyla Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi Türkiye dışlanarak kurulamaz.
AB içinde zaman zaman dile getirilen, Türkiye’yi Avrupa savunma projelerinden uzak tutmaya yönelik yaklaşımlar kısa vadeli siyasi hesaplar olabilir; ancak uzun vadede Avrupa’nın güvenliğine hizmet etmeyecektir. Güvenlik coğrafyayla ilgilidir, ideolojiyle değil. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ise Avrupa’nın güvenliğinin başladığı hattır.
Ankara Zirvesi bunu bir kez daha göstermiştir.
Önümüzdeki yıllarda NATO’nun görev paylaşımı değişebilir. Avrupa ülkeleri daha fazla savunma yükü üstlenebilir. ABD küresel stratejisini farklı önceliklere göre yeniden şekillendirebilir.
Ancak değişmeyecek tek gerçek şudur:
Avrupa’nın güvenliği Türkiye olmadan düşünülemez.
Ankara Zirvesi, yalnızca NATO’nun geleceğine ilişkin kararların alındığı bir toplantı değil, aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki vazgeçilmez yerinin bir kez daha tescil edildiği tarihi bir zirve olarak hafızalarda yerini alacaktır.
Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı




