USD43,94
EURO51,48
GBP59,05
BIST13.346,43
GR. ALTIN7.527,53
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak

SAVAŞIN EN AĞIR YÜZÜ

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SAVAŞIN EN AĞIR YÜZÜ

Yazımın başlığını “savaş ve kız çocukları” diye adlandıracaktım. Ama savaştan herkes etkileniyor; en çok da kadınlar ve çocuklar

ABD ve İsrail’in ortaklaşa İran’a saldırısında kız çocuklarının gittiği iki ilkokul bombalandı.

Çiğdem Toker’in 1 Mart tarihli yayınında aktardığına göre, Amerikalı eski istihbarat subayı Scott Ritter ailelerin, Amerika’nın diplomasisine güvenerek kızlarını okula gönderdiklerini söyledi. Enkazın altında 100 kız çocuğunun olduğunu dile getirirken vicdani bir sorgulama yaptı. Ancak yapılan bu vicdani sorgulama gerçeği değiştirmiyor.

Savaşın hayatta kalan kadın ve çocuklara etkisi çok katmanlıdır.

Savaş esnasında evler yıkılır, kadın ve çocuklar göçe zorlanır.

Mülteci kamplarında güvenlik riski artar.

Tek başına kalan kadınlar daha savunmasız hale gelir.

Doğum hizmetleri aksar, gebe kadınlar risk altında kalır.

Hijyen ürünlerine erişim zorlaşır.

Kız çocuklar okuldan alınıp erken yaşta evlendirilir.

Ucuz iş gücü ve güvencesiz çalışma artar.

Tarım sekteye uğrar, açlık büyür.

Savaş, kadınların bedenine, emeğine ve özgürlüğüne doğrudan müdahale eder.

Savaş yalnızca cephede değil evin içinde, sokakta, göç yollarında da vardır.

Filistin, İran, Gazze ve Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinde her gün ölümler yaşanıyor.

Afganistan’da kadınların eğitime erişimi engelleniyor.

Suriye’de Lazkiye Valiliği tarafından kamuda kadınlara makyaj yasağı getiriliyor.

Yine İran’da kadınlar eğitim hakkı ve özgürlükleri için eylem yaparken kendi yönetimleri tarafından katlediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, 1857’de New York’ta greve giden 129 kadının yangında hayatını kaybettiğini hatırlıyoruz. Aradan geçen yıllara rağmen kadınlar hala en büyük acıları çekiyor.

Kadınlar ve çocuklar ölürken,

Yakıt zamları mı konuşulmalı?

Halk yoksullaşır mı denmeli?

Altın yükselir mi diye sorulmalı?

Ülkemiz de savaşa girer mi kaygısına mı düşülmeli?

Bu sorularının sorulması bana çok incitici geliyor. İnsanlar ölürken yakıt ve altın fiyatının derdine düşülmesini empati yoksunluğu olarak görüyorum ve bunu sıradan bir gündem başlığı gibi geçiştiremiyorum.

Hele bir de kız çocuğu çantasını sosyal medyada paylaşmak… Bu mu duyarlılık? Üzülmek gerçekten bu mudur?

Dünya tarihi her gün yeniden yazılıyor. Parasal gücü elinde bulunduran ülkeler savaşı kendilerine hak görür gibi davranıyor.

Maide suresi 32. ayette şöyle denir: ”Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” der.

Mustafa Kemal Atatürk “Zorunlu olmadıkça savaş cinayettir.” demiştir.

Dünya üzerindeki savaşların bitmesini diliyorum.

Ama ne yazık ki bitecek gibi durmuyor.

Sadece ölenlerin adı değişiyor, coğrafya değişiyor.

Değişmeyen tek şey, kadınların ve çocukların ödediği bedel oluyor.

MUAZZEZ TOĞRUL

SAVAŞIN EN AĞIR YÜZÜ

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Antalya Kadın ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!